Bunu bana Erzurum’da okuyan bir öğrenci anlatmıştı, Kayakyolu tarafından merkeze inecekmiş, dolmuşa bindiğinde hava zaten soğukmuş ama asıl mesele soğuk değil, onun soğuğu biraz fazla kişisel algılamasıymış. Kendi anlatırken ben normalde üşümem dedi, sonra hikayenin yarısında montunun fermuarının bozuk olduğunu söyledi, yani bu kısmı başta saklamış gibi oldu. Dolmuşta camlardan biri tam kapanmıyormuş, aradan ince bir hava giriyormuş. Yanındaki adam hiç şikayet etmemiş, ön taraftaki kadın da çantasından eldiven çıkarıp takmış, herkes kendi çözümünü bulmuş. Bizim öğrenci ise önce sessizce cama bakmış, sonra şu cam kapanmıyor galiba demiş. Şoför aynadan kapanıyor da tam tutmuyor diye cevap vermiş. Bu cevap onu rahatlatmamış tabii, çünkü sorun çözülmedi ama açıklanmış oldu. Üniversite tarafında bir iki kişi daha binmiş, kapı açıldıkça içerisi daha da soğumuş gibi gelmiş ona. Hatta bana o kapı her açıldığında Palandöken içeri giriyordu dedi, biraz abartıyor olabilir ama Erzurum’da böyle abartmalar bazen doğruya yakın duruyor. Merkeze yaklaştıkça dolmuş dolmuş, o ayakta kalan birine yer vermek istemiş ama kalkarsa camın dibinde daha çok üşüyeceğini düşündüğü için yerinden kıpırdamamış. Bunu anlatırken zaten yaşlı değildi dedi, işte insan kendi bencilliğini böyle küçük cümlelerle toparlıyor. Cumhuriyet Caddesi civarında inecekmiş, parasını uzatırken eli soğuktan değil de biraz utanmaktan da titremiş olabilir, çünkü şoför en en çok üşüyen çıktın demiş. Dolmuştaki iki kişi gülmüş mü bilmiyorum, o öyle anlattı ama belki sadece biri gülümsemiştir. İndikten sonra ilk işi bir çay ocağına girmek olmuş. Çayı iki eliyle tutmuş, bir süre içmemiş, sadece bardağın sıcaklığını beklemiş. Sonra fark etmiş ki dolmuştaki cam kadar kendi hazırlıksızlığı da suçluymuş. Ama bunu kabul ederken bile yine de o cam yapılmalı dedi. Bence ikisi de doğruydu.