Bayramın ikinci günü daha garip oluyor ilk gün gibi kalabalık değil ama evlerin içi hâlâ dolu herkes biraz yorgun biraz doymuş biraz da nereye gideceğini şaşırmış gibi bende tramvaya bindim elimde boş tatlı tabağı vardı dolu götürüp boş getirmek diye bir şey var ya insan boş tabağı da utanarak taşıyor üstünde streç kalmış kenarında şerbet izi var koltuğa oturmadım çünkü tabağı nereye koyacağımı bilemedim önümde bir çocuk sürekli ayakkabısının cırtını açıp kapatıyordu annesi iki kere yapma dedi üçüncüde artık demedi tramvay her durakta az doldu az boşaldı kimse acele etmiyor gibi ama herkes bir yere yetişiyormuş gibi duruyor benim tabağın kenarı parmağıma yapıştı sonra telefon çaldı açamadım sol elimle açayım dedim ekranı yanlış kaydırdım arayan kapandı muhtemelen evden arıyorlardı nerede kaldın diye ben zaten yoldayım işte daha ne kadar yolda olunursa o kadar yoldayım Karataş tarafına yaklaşınca karşımdaki adam tabağa baktı sonra bana baktı bir şey diyecek sandım demedi iyi ki demedi çünkü ben de o tabağı niye hâlâ elimde tuttuğumu bilmiyordum ineceğim durağa gelince kapıya yürüdüm tam çıkarken streç kapıya sürttü hafif yırtıldı dışarı çıktım rüzgar vurdu tabağın üstündeki şerbet kokusu bir an geldi sonra geçti eve girince annem tabağı mutfağa bırak dedi ben de bıraktım kimse tabağın boş dönmesine kimse aldırmadı bayramın ikinci günü zaten çoğu şey boş dönüyor gibi oluyor.